Sabetay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sabetay etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yeni Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşunda Sabetaycıların etkisi, ahmet emin yalman, Atatürkçülük, gizli yahudiler, ılgaz zorlu, içimizdeki israil, Mustafa Kemal Atatürk, orhan pamuk, türkiye cumhuriyet merkez bankası, Şişli Terakki, Sabetay, Sabetaycılık,
Sabetay Sevi



Sabataycılar, ne durumda oldukları, ne yapmaya çalıştıkları; Osmanlının sonundan, Türkiye Cumhuriyetinin başından bu yana devletle bağları, darbe ve İslam düşmanlığındaki rolleri vs. üzerine yüzlerce yazı yazabiliriz daha... Fakat uzatmak sıkmayı ve okumamayı getirebilir... Birkaç alıntıyla konuyu bitiriyorum:

Sabatay Yahudisi olduğunu açıklayan Ilgaz Zorlu:

"Sabetaycılık öncelikle Yahudi dininin temel doktrinlerini kabul eder, her ne kadar Sabetay Sevi zamanında Yahudi yasalarının bazı temel kurallarının kaldırıldığı belirtilmişse de Mesih’in ölümü ile beraber Tevrat hükümleri yeniden geri döneceğinden, Sevi’nin ölümü sonrasında da bu prensip korunmuştur. Nitekim uzun yıllar Şişli Terakkinin yıkılan binasının bodrum katında faaliyet gösteren Sinagoglarda da sabat, pesah ve diğer tüm Yahudi bayramları ortodoks inanca paralel bir şekilde kutlanmıştır"
"Sabetaycılar batıya, batılı yaşam tarzına taraf oldular ve bu yaşam tarzını Türk toplumuna getirmeye uğraştılar. Örneğin İpekçilerin ilk sinema salonlarını açmaları ve burada batılı yaşam tarzını gösteren filmlerin gösterimi ve Yalman’ın ateşli ve saldırgan bir laik oluşu... Tüm bunlar da göstermektedir ki Sabetaycılık sadece Yahudi dininin içinden çıkmış bir hareket değil ve aynı zamanda da halen devam eden ve Yahudi dininin tüm karakterlerini eksiksiz olarak taşıyan bir harekettir ve bir Yahudi tarikatıdır."

"Bu cemaat üyeleri gizli Yahudidirler, Türkiye kamuoyunda gündemi oluşturacak şekilde bir gruplaşma halindedirler ve ne yazık ki maksatlı olarak bazıları 1919 dan beri süregelen bir cemaat politikası neticesinde Türkiye’nin bağımsızlığını ve bölünmez bütünlüğünü hedef alarak bir başka ülkenin yönetimi altına sokulmasını istemektedirler ve bu amaçla da gizli bir örgüt üyesi gibi çok mühim çalışmalar yapmaktadırlar"

"Sabetaycılar Osmanlı devleti döneminde de örgütlü bir biçimdeydiler. Bu konuda İbrahim Aladdin Gövsa’nin “Sabetay Sevi isimli” kitabı kaynak olarak gösterilebilinir. Görüldüğü Sabetaycılık asla misyonunu kaybetmemiştir. Birinci cihan harbi esnasında ve sonrasında özellikle iki Sabetaycı karakterin çok etkili siyasi bir yapıda yer aldıklarını görmekteyiz. Bunlar Halide Edip ve Ahmet Emin Yalman’dırlar. Bu yıllarda Türkiye’de çok geniş bir biçimde tartışılan ve bugün bile bazı çevrelerin destek verdikleri Amerikan mandası fikrini Türkiye siyasetine sokan iki Sabetaycı isimden bahsetmem gerekiyor. Bunlardan biri sayın Halide Edip Adıvar ötekisi ise Ahmet Emin Yalman’dır. O yıllarda birlikte kurdukları “wilson fikirleri cemiyeti” isimli bir kuruluşla Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğusu’nda bir Hıristiyan devletin de kurulması ve daha sonra tarihe sevres anlaşması olarak geçen anlaşmada belirlenen sınırlar içinde Türkiye’nin bölünmesini amaç edinmişlerdi. Bu konuda Dr. Mine Erol’un “Türkiye’de Manda Meselesi ve Mandacılık” (Giresun 1973) isimli kitabı bir kaynak niteliğinde olup Yalman ve Adıvar’in politik düşüncelerini tamamen analiz etmektedir. "

"Sabetaycılık 1924 Yılı’nda çok önemli bir ivme kazandı. O yıl yapılan Türk yunan ahali mübadelesi ile Sabetaycılar Türkiye’ye getirildiler. Böylelikle Müslüman Türk unsurların ve Anadolu’da yaşayan Hıristiyan Rum unsurların karşılıklı mal ve nüfus değiş tokuşu olarak ele alınabilecek bu çok önemli olay gerçekleşmiş oluyordu. Fakat Sabetaycıların inanılmaz bir mal varlıkları vardı. Ve cemaat üyeleri Türkiye’ye gelerek Selanik’te sahip oldukları ve asla Türkiye’de tam karşılığını alamayacakları malların mübadelesini kabul etmiyorlardı. Bu sebeple 1924 yılında Yunanistan’da bir harekete giriştiler.

Aynı yıl karakaşlar Grubu’nun içinden çıkan Karakaşzade Rüştü isimli kişi İstanbul Basını’nda Sabetaycılıkla ilgili bilgiler açıkladı, cemaat yönetimini Türkiye’yi sevmemekle ve asimile olmamakla suçladı.

Türk Basını’ndaki bu tartışmalara Sabetaycı basın da katıldı. O günkü İstanbul Gazeteleri’nden Son Saat Gazetesi Sertel ailesinin kontrolündeydi. Vatan Gazetesi’nin sahibi ise Ahmet Emin Yalman’dı. Bu tartışmalara katılan Yalman “Tarihin Esrarengiz Bir Sayfası” isimli bir yazı dizisi hazırladı ve dönmeliğin varlığını kabul etti. Ama tıpkı sayın Nafiz Can Paker’in geçmişte kaldığını iddia ettiği şekilde bu hareketin tarihe gömüldüğünü bildirdi. Dikkat edelim bu, hemen hemen bütün Sabetaycıların ortak iddiasıdır! 

Tartışmalar giderek büyüdü, Karakaşzade Rüştü TBMM ye başvurdu, Atatürk’e mektup yazdı ve konu giderek derinleşmeye başladı. Fakat bizzat Atatürk bu konunun kapatılması için emir verdi. Amacı yeni kurulan bir Cumhuriyet’te bilgisi, kültürü ve deneyimleri ile batılı bir hayat anlayışına sahip böyle bir cemaatin deşifre edilerek kendilerine bir reaksiyonun oluşmasını önlemekti.

Böylelikle 1924 Yılı’nda Türk Basını’nda başlayan Tartışmalar 1937 de yeniden Yalman-Yunus Nadi arasındaki basın polemiğine kadar son buldu. Türkiye’de değil Sabetaycılar hakkında yazı yazmak konuşmak bile yasaklandı."

"General Çevik Bir Sabetaycı kökenli bir aileye mensuptur. ABD de bunu açıklıkla söylemiş ve Amerikan Yahudi Lobisi’nin desteğini de almıştır. Şimdi hemen şu noktaya gelelim. 28 Şubat hareketinde Çevik Bir ne yapmıştır? Bu hareketin önde gelen kişilerinden biridir, genel kurmay ikinci başkanı olarak hareket etmiş ve DSP-ANAP koalisyonunu hazırlamıştır. Fakat Çiller ekibinin Sabetaycı olmasını dikkate almadığı için yeni liberal sol politikacıların hedefi olmuştur. Ancak ne sayın Barlas, ne sayın Çandar direkt olarak general Bir’i hedef almışlardır. Buna lütfen çok dikkat edelim. Eğer 28 şubat hareketi başarılı olabilseydi ve ABD hükümeti bu harekete destek verseydi emin olunuz ki bugün Türkiye Cumhuriyeti’nde en az on iki milyon eksilmiş olacaktı. Ve bu tıpkı ittihat terakkinin Sabetaycı kökenli subaylarının yaptığı bir hareket gibi olacaktı. Lütfen bunları dikkatle ele alalım. "

Bir sabatay olan Karakaş Rüştü Bey:

"Her şeyden önce tahkiki lazım gelen mesele Selanik dönmeleridir! Üç kısımdan ibaret olan bu dönmeler aslen Yahudi olup, ruhen ve vicdanen din-i İslam’la bir alakaları yoktur! Çeşit çeşit renk ve kıyafetlere bürünerek İslamları aldatagelmişlerdir! 

Bin türlü riya ve sahte tavır ve kıyafetlerle büyük Türk kitlesi arasına sokularak pek çok servet kazanmışlar, memleketin büyük ticaret ve iktisadi noktalarını elde ederek mühim ve mühlik bir amil olagelmişlerdir!”

***

Sabetaycılar sadece Selanikli değillerdir. Üsküp, Kavala, Kırım, Sofya ve Varna şehirlerinden de göç edenleri vardır. Halen, Makedonya’da bazı köylerde yaşayanlar bulunmaktadır. ABD, İsrail, Almanya ve Fransa’da, Türkiye’den giden Türk isimli Sabetaycılar bulunmaktadırlar. Türkiye’de şu anda başta İstanbul olmak üzere, İzmir, Bursa, Edirne, Hatay (Kilis, İskenderun), Adana, Gaziantep, Ankara, Manisa, Giresun, Balıkesir, Çanakkale’de yaşarlar. Kırklareli’nde Karakaş mahallesi ve ulukonak vardır. İstanbul’da Teşvikiye-Şişli-Nişantaşı’nda yaşayan cemaatler ile birlikte Moda, Göztepe, Etiler, Maçka ve Bakırköy de yaşayan guruplar da mevcuttur. 

Karakaş cemaatinden Aleviliğin içine girenler olmuştur. Mevlevi cemaatinin çok kilit noktalarında varlıklarını sürdürenler de vardır. 

***

Ünlü Sabetaycı yazar Orhan Pamuk, New York’ta bir özel sohbette “Bizim bir devlete ihtiyacımız vardı. Yeni Türkiye Cumhuriyeti'ni biz kurduk” dedi.

***

Genelkurmaydaki Hasan Tahsin harekat odasına bu ad kondu: Hasan Tahsin -Osman Nevres- bir Sabetaycıydı ve düşmana ilk kurşunu onun attığı Sabetaycı basın tarafından uydurulmuştur ancak bunun gerçek dışılığı sonradan kanıtlanmıştır...
***

Ülkemizde Atatürkçülük açık ara bir numaralı istismar konusudur. 

Her kurumun içinden cemaatimiz mensubu birileri İslam düşmanlığını rasyonalize etme, çıkar sağlama ve temayüz etme adına onu daha çok sahiplenir görünüp istismar ederken, bazı saf Müslüman Türkler de onlardan geri kalırlarsa suçluluk hissedeceklerinden veya kurumlarında ilerleyemeyeceklerinden dolayı bu oyuna bilinçsizce katılmaktadırlar; Türkiye’nin içinde bulunduğu illüzyonun sebebi budur. 

Ordu, cemaatin Dışişleri kadar olmasa da oldukça güçlü olduğu bir kurumdur, çeşitli dönemlerde genelkurmay başkanına kadar her düzeyde paşalarımız oldu. Halen de kara kuvvetleri komutanı Aytaç Yalman cemaatimiz mensubu. Her seviyede bir çok general ve kurmay subaylarımız bulunuyor. Terfilerde ve atamalarda cemaat mensupları gözetilir, harp okulları ve sınıf okullarına mutlaka yeterli sayıda öğretmen gönderilmesine dikkat gösterilir.

***

Sabetaycılar siyasette İttihat Terakki ile etkili olmaya başladılar. İttihat Terakki’nin ilk kabinesinde Maliye Nazırı olan Cavid Bey Sabetaycı bir siyasetçiydi. Cumhuriyet döneminde de ilk kabinede yine Maliye Vekili olarak bulunan Cavid Bey, Atatürk’e karşı düzenlenen İzmir suikastine katıldığı gerekçesiyle idam edilmiş...

1924 yılında Karakaş Rüştü adlı şahsın cemaatin içyüzünü Atatürk’e ve TBMM’ye mektup yazarak açıklaması ile siyasi baskı altında kalan Sabetaycılar, 1942 yılında uygulanan Varlık Vergisi uygulamasında “D” grubu adı altında vergiye tabi tutuldular. Bezmenler, Atabekler, Dilberler gibi aileler bu vergiyi ödemek zorunda bırakılmışlardır. 6-7 Eylül olayları da Sabetaycıları olumsuz etkiledi.

Sabetaycıları olumsuz etkileyen bu olayların ilk ikisi CHP döneminde meydana geldiği haldeSabetaycılar CHP’de siyaset yapmayı tercih ettiler. Yine Sabetaycı Cavid Bey Atatürk tarafından idam ettirildiği halde ve Karakaş Rüştü olayında Atatürk döneminde baskı gördükleri halde aşırı Atatürkçü görünmeye özen gösterirler.

***

Ahmet Emin Yalman’ın Mustafa Kemal’le 1927’de yaptığı röportajda, Yalman sunu söylüyordu “Sizin hayatinizi etkileyen iki öğretmen var. Biri benim babam, öteki de Şemsi Efendi’ydi.” Şemsi Efendi, benim büyükbabamın büyükbabasıdır. Atatürk’ün ilk öğretmeni Şemsi Efendi bir hahamdır ve benim ailem de 17 kuşak boyunca bir haham ailesi olarak gelmektedir. Bu arada, Ahmet Emin Yalman da Sabataycıdır. Atatürk’ün Sabetaycı olup olmaması önemli değil ama su bir gerçek ki Atatürk, Sabetaycı kültürün içinde yer almış bir insandı.


Ilgaz Zorlu

Adnan Menderes'te METRES boldu, evli-bekar fark etmezdi.

adnanmenderes
adnanmenderes

Çok büyük dava adamı olarak tanıtılan, sağ görüşün idollerinden biri haline getirilen, yıllarca dava gençliğine "büyük" olarak gösterilen Menderes'in fermuarı o kadar bozuktu ki...

____

ADNAN MENDERES’İN 55 YILDIR GİZLİ KALAN ‘MUKADDES’ EMANETİ

Ne muhafazakarlığı, ne de politikacılığı Adnan Menderes'i 'yasak aşktan' alıkoyabildi. Berrin Hanım'a rağmen başka kadınları da sevdi. İşte 55 yıl gizli kalan aşkın hikayesi, işte o aşka tanık mektuplar...

Ne muhafazakârlığı ne de politikacılığı Adnan Menderes’i ‘yasak aşktan’ alıkoyabildi. Berin Hanım’a rağmen başka kadınları da sevdi. Kimi Aydan Adan gibi günışığına çıktı. Kimileri ise ‘sır’ kaldı. Tempo, Adnan Menderes’in 1946 -1958 yılları arasında 12 yıl boyunca beraber olduğu Mukaddes Vaner’e yazdığı aşk mektuplarını buldu.
Adnan Menderes, Atatürk’ün yakın arkadaşı Vali Haydar Vaner’in kızı Mukaddes Hanım’la yaşadığı ilişkiye tam 100 mektup sığdırmış. TBMM antetli kâğıtlara eski Türkçe ile yazılan ‘aşk hasbıhalleri’ artık ‘mahrem’ olmaktan çıkıyor. Mukaddes Hanım’ın kızı Tülin Yalçınsu, Adnan Menderes imzalı aşk mektuplarını ‘meraklısına’ satmak istiyor.

Tutkun Akbaş/ Tempo Dergisi

“Adnan Menderes saat 09.25’te Tokatlıyan’dan çıkarak Tünel’de Markiz Pastanesi’nde kendisini beklemekte olan bir kadınla buluşarak, Asmalı Mescit, Şişhane yolu ile Atatürk Köprüsü’nü takiben Bozdoğan kemeri istikametinde yaya olarak bir gezinti yaptıktan sonra, aynı yoldan dönerek Atatürk Köprüsü başından 1557 sayılı taksi ile Şişhane yokuşu istikametinde gitmişlerdir. Bu kadının mühendis ölü Aziz Süver’in karısı, eski Konya valisi Haydar’ın kızı ve Çalışma Bakanı Sadi Irmak’ın baldızı Mukaddes olduğu ve İstiklal Caddesi’nde Olivo Pasajı’nda Merkez Olivo Apartmanı’nın 7 sayılı dairesinde iki çocuğu ve bir hizmetçisi ile oturduğu öğrenilmiştir.' Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü A. Demir imzalı Adnan Menderes’in her adımının izlenip kayda düşüldüğü raporun 24 Kasım 1946 Pazar tarihli olanı, bir aşka tanıklık ediyordu. Ve bu gizli aşk, gizli bir raporun sayfalarında ‘sararıyordu’. 55 yıldır ‘sır’ kalan hayat arkadaşlığının izini süren Tempo, Adnan Menderes’in 12 yıl sürdürdüğü aşkını ve sevgilisine yazdığı 100’e yakın mektubu buldu.

Mektuplar ve tanıklar ortaya koyuyor ki, Adnan Menderes, Mukaddes Hanım’a Berin Hanım’la evliyken âşık olmuş. Bu aşkı sonlandıran da Adnan Menderes’in Aydan Adan’a âşık olmasıymış.
Adnan Menderes, Mukaddes Hanım’la birlikte olmak için pek çok şeyi göze almış olmalı. Çünkü bu aşk başladığında ‘Başbakan’ değil, muhalefette bir milletvekiliymiş. Bu cesur aşkı ‘iktidar’ izlemiş ama Menderes’e karşı kullanmamış. Menderes muhalefetteyken başladığı ilişkisini iktidar olduğunda da sürdürmüş. Geçmişin siyasi terbiyesi de bir başkaymış.
Anlaşılan Mukaddes Hanım da cesurmuş. Çünkü Atatürk’ün Sivas Kongresi’nde yakın arkadaşı olan Musul ve Van Valisi Haydar Bey’in kızı olarak dönemin ‘sosyetesinin’ bir temsilcisiymiş. Türkiye’nin ilk mühendislerinden Aziz Süver’in karısı olarak da İstanbul’da ‘zenginliğin’ tadını çıkarmış. Ama geçimsizlik nedeniyle kocasından boşanmış. İki çocuğunun babası 1946 yılında ölünce, hayata ‘Adnan Bey’le yeniden başlangıç yapmış.

‘TBMM Özel’ ve ‘Başbakanlık Hususi’ damgalı bir aşk


1993 yılında İzmir’de yaşamını yitiren Mukaddes Vaner’in 73 yaşındaki kızı Tülin Yalçınsu, büyük ve gizli aşkın tanığı. Halen elinde Adnan Menderes tarafından yazılmış, kendi imzasını taşıyan, ‘TBMM Özel’ ve ‘Başbakanlık Hususi’ damgalı kâğıtlarda eski Türkçeyle yazılmış 100 civarında mektup bulunuyor. 55 yıldır ellerinde bulunan mektupları Tülin Yalçınsu ve eşi Nevzat Yalçınsu şimdi tüm Türkiye’yle paylaşmaya karar verdi. Aile, eski Türkçeyle yazılan, uzmanlar tarafından Türkçeye çevrilmesi gereken mektupları, uygun bir alıcıya satmak istiyor. Yalçınsu ailesinin elinde, Adnan Menderes tarafından sevgilisi Mukaddes Vaner’e gönderilen telgraflar da bulunuyor.
Tempo, üç mektubun çevirisini elde etti. Mektuplarda Adnan Menderes’in Mukaddes Hanım’a olan bağlılığı dikkat çekiyor. “Canımın içi' şeklinde başlayan hitaplarda Menderes, günlük olaylardan da söz ediyor. Bazı kelimelerin okunamadığı, el yazılı mektupta Adnan Menderes şunları kaleme almış:
“Canımın içi Mukaddes’e. Dün gece telefonla görüştükten sonra türlü düşünce ve teessürlere kendimi kaptırdım. Böylece sabahı buldum. Erkenden yürüyerek Meclis’e geldim. Parti odası açılı değildi. Başka yerden konuşmak gayri müsait. Ha şimdi gelir açar, ha şimdi diyerek hademenin gelmesini dokuza kadar bekledim. Nihayet aradım telefonda .............. halen vermediler. Sordum, yirmi abone var dediler. Aceleye ….. halbuki bugün sabahleyin erkenden seninle görüşmek istiyordum. Biliyorum ki şu anda türlü his ve teessürlerin ............ içindesin. His ve teessürlerini aynen içimde duyuyorum. Bu teessür çabuk geçecektir. Tosunun (Mukaddes Vaner’in oğlundan söz ediyor) oraya yerleştiğini, hele iyi haberler gelmeye başlayınca teessürlerin sevince munkalip olacaktır.

Sonra buluşmakta daha .............. olacağımızı ............. bundan sonra Ankara’da işler dolayısıyla fazla kalmak icap etse 15 günü geçirmem herhalde gelirsek. İzmir’e gelmek kolaylaşmış demektir. Bu suretle senden ayrı kalacağım zamanları çok daha ............... olacak. Ben bu cihetten doğrusu ............... fakat içimde derin bir teessür ve elem var, oraya geldiğimde Tosunumu bulacağım. Ne kadar alışmış .............. ve beni çok seviyordu çocuğumuz.' Mektuptan da anlaşılacağı gibi, Adanan Menderes, Mukaddes Vaner’in oğlundan, “Tosunum, çocuğumuz' diye bahsediyormuş. Çocukları da bağrına basmış. Bu aşkın yakın tanığı Tülin Yalçınsu da Adnan Menderes’ten büyük yakınlık gördüğünü hatırlıyor. Yalçınsu, bu yakınlığı, “Menderes’i önce yadırgadım, sonra alıştım. Ben ona ‘ağabey’ derdim. Aradan seneler geçtikten sonra, ‘Bu ağabey lafını bırak, ben senin babanım’ dedi. Ama ölse de benim bir babam vardı' sözleriyle hatırlıyor.

Vapurda tanıştılar

Tülin Yalçınsu, annesinin Adnan Menderes’le tanışma hikâyesini bugün gibi hatırlıyor:
“İstanbul vapurunda tanışmışlar. Annem, ‘Evladım ben büyük bir kişiyle tanıştım. Onu size de tanıştırmak isterim, davet ettim evimize gelecek’ dedi. Annem o kadar güzel kadındı ki, bakıp da âşık olmayan kalmamıştı. Tanıştıkları gün vapurda Fuat Köprülü ve Refik Koraltan da varmış. Annem bahsettikten bir hafta sonra Adnan Bey, Beyoğlu’ndaki apartmanımıza geldi. Biz, sonra Yeşilköy’de İstanbul Caddesi 24 Numara’daki evimize taşındık. Adnan Bey oraya gelmeye başladı. Meclis’ten çıkar çıkmaz uçakla oraya gelirdi. 15 günde bir, ayda bir, bazen de her hafta gelirdi. Annem pek gitmezdi. Austin marka bir arabayla elinde bavuluyla gelirdi.'

Berin Hanım faktörü

Adnan Menderes’in bu geliş gidişleri hakkında Berin Hanım’ın bilgisi olup olmadığını Tülin Yalçınsu bilmiyor. Ama annesinin Adnan Bey’den bir ‘evlilik beklentisi’ olmadığını hatırlayarak, “Annem, Adnan Bey’le evliliği katiyetle istemezdi. ‘O benim hayat arkadaşım’ derdi. Kimsenin evinin huzurunun bozulmasını istemedi.' Bu ilişkiyi Adnan Menderes’in yakın arkadaşı Ethem Bey de biliyormuş. Tülin Yalçınsu’nun hatırladığı kadarıyla annesi “Ethemciğim' diyecek kadar yakınmış. Ethem Bey de annesine “Ablacığım' dermiş. Demokrat Parti’nin ileri gelenleri de Yeşilköy’deki eve çok sık gelirmiş. Bu hareketli ev ve ilişki istihbaratın yakın ilgisini çekmiş. Bugün bu istihbarat raporlarının bir kopyası Tülin Hanım’da mevcut. Bu raporlara ‘kızmak’ bir yana, annesinin ‘büyük adamla’ yaşadığı bu ilişkinin bir belgesi gibi saygı gösteriyor.

Ve Adnan Menderes başkasına âşık oldu

12 yıl kesintisiz süren ilişki, Adnan Menderes’in gönlünü bir başka kadına, Aydan Adan’a kaptırmasıyla sona eriyordu. Mukaddes Hanım bu ‘ihaneti’ kaldıramaz. Üzüntüden ‘dişleri’ bile dökülür. Ama Adnan Menderes’ten asla nefret etmez. Tülin Yalçınsu, anlatıyor:
“12 sene sonunda aralarına bir kopukluk girdi. Annem kendi üzerine Aydan Adan Hanımefendi’yle temas kurulmasına çok üzülmüştü. Artık kopmuştu. Ancak telefonla konuşuyorlardı. Hep ağlıyordu. Dişleri döküldü. Onun için çok büyük bir darbe oldu. Yıkıldı. Yine de saygı ve hürmetle anardı Adnan Bey’i. Adnan Bey de devamlı, ‘Nasılsın, ne istiyorsun’ diye sorardı. Uçak kazasından sonra bilhassa geldi. Adnan Bey kapıcıya bile ‘Bey’ diye hitap ederdi. Bu münasebet bitince Adnan Bey’le irtibat da koptu. Annem Adnan Bey’in yeni arkadaşını da biliyordu. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü’nün hanımı Suzan Hanım vardı. Onunla bir ilişkisi oldu.' Araya giren kadın ya da kadınlar her zaman olduğu gibi bir ilişkiyi sona erdirmişti.

Adnan Menderes’i de izlediler

1946 tarihli istihbarat raporu. Tülin Yalçınsu’nun elinde, dönemin emniyet müdürünün hazırladığı Adnan Menderes’i izleme raporu da var. Burada özellikle Mukaddes Vaner’le görüşmeleri an be an izlenmiş. İşte o rapordan alıntılar:

27.11.1946 Çarşamba Adnan Menderes saat 09.05’te otelden ayrılıp Mukaddes’in oturduğu apartmana girmiştir. Saat 19.00’da iç fenerleri söndürülmüş, 2317 sayılı taksi Tokatlıyan yanındaki sokakta durmuş, içinden çıkan Adnan Menderes ve Mukaddes, otelde kendilerini bekleyen Fuat Köprülü’yü alarak aynı taksi ile Taksim istikametine gitmişlerdir.

28.11.1946 Perşembe 1- Adnan Menderes saat 09.15’te Mukaddes’in oturduğu daireye girmiştir.
2- Celal Bayar saat 19.15’te köprüye muvasalat eden Yalova vapurundan yalnız olarak Bursa gezisinden dönmüştür. Kendisini Demokrat Parti’den 10 kişi kadar karşılamıştır. Bunlar meyanında Emin Sazak ile subaylıktan mahreç veya matrut Kadıköylü Mucib de görülmüştür.

Celal Bayar yanında Emin Sazak olduğu halde Ziraat Bankası önünden 2545 sayılı taksiye binerek Beyoğlu istikametine gitmiştir.

3- Adnan Menderes saat 22.30’da Fuat Köprülü ve Mukaddes adındaki kadınla Tokatlıyan’a gelerek bu kadın için kendi odası civarında bir oda istemiş ise de boş oda olmadığı ileri sürülmek suretiyle arzusu yerine getirilmemiştir. Bunun üzerine her üçü otelden ayrılarak o geceyi Mukaddes’in evinde geçirmişlerdir.

1.12.1946 Pazar Adnan Menderes saat 09.30’da Tokatlıyan’da Özdemir’i ziyaret etmiştir. Saat 11.00’de Özdemir’den ayrıldıktan sonra Mukaddes’in apartmanına girmiştir.
2.12.1946 Pazartesi Saat 17.00’de Adnan Menderes, Tokatlıyan’a gelerek otel hesabını kestikten sonra Mukaddes’in apartmanına girmiştir. Saat 17.30’da Mukaddes’le birlikte apartmandan çıkıp Kadıköy İskelesi’ne gelerek saat 18.00’de Kadıköy’e hareket eden vapurla Kadıköy’e geçmişlerdir. Buradan 2739 sayılı taksi ile Haydarpaşa Garı’na gelmişlerdir. Saat 19.15 ekspresi ile Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Ankara’ya hareket etmişledir. Kendilerinin teşyiinde yalnız Mukaddes bulunmuştur. Bu kadın hakkında alınan ayrıca malumata göre, Demokrat Parti’de mühim bir vazifesi olup parti tarafından milletvekilliğine aday gösterileceği duyulmuştur. Keyfiyeti yüksek bilgilerine arz ederim.


‘TBMM Özel’ ve ‘Başbakanlık Hususi’ damgalı bir aşkın Mektupları

Canım Mukaddes,

Ne yaptık ettik, bugün yine İstanbul’a indik. Dün inecektik. Galiba iş sıkı olduğu için inemedik. Ve bugüne kadar tehir mecburiyeti duyduk. Bilmem, gönlüm bu hususlarda rahatlamıyor. Üzülüyorum. Sana karşı hasmane hisler peyda olmaya başlıyor. Ne yapayım, çok............öyle olmasa; ha İstanbul’a ha Adana’ya, ne umurumda olur halbuki. Bir türlü içim oturmuş değildir. Bir türlü müsterih olamıyorum. Acep nerededir? Ne yapıyor? Üzüntü ve endişesi her zaman içimdedir. Bunları yazmaktan maksadım böyle bilerek hareket etmen içindir. Bunu senden çok rica ediyorum.

Canımın içi,

Dün, Salı günü telefonlaşacaktık, seni arayacaktım, gayet hararetli müzakereler oldu ve bu da telefonla arayacağım saate rastladı, biraz geciktim. Telefon defalarca çaldı yoktun...
İhtimal ki öfkelendin, vaktinde aramadım diye... Halbuki senin de vaktinde aramadığın günler oldu... Ben çok bekledim ve nihayet ben seni aradım ve böylelikle irtibat devam etti. Onun için bekledim ki ben gecikmiş olursam ya beni beklersin veyahut sen ararsın, ne bekledin ne aradın. Muhakkak bil ki sana darıldım, kırıldım.