süleymanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
süleymanlı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genç Müslüman Askerler

Müslüman Ailelerin Müslüman Çocuk Askerleri


Bir ülkede, nüfusun yüzde doksan dokuzu Hristiyan olsa, kalan yüzde biri müslüman olsa ve müslümanlar sayıca bu kadar az olmalarına rağmen idarede olsalar...

Devlet tamamen şer'i kaidelere göre yönetilse, bütün hukuk sistemi ve idari sistem şeriata göre olsa...

Bütün hristiyanlar vatandaş değil teba olsa, zımmi olsa, bunlardan ek vergi alınsa ve yine de bu hristiyanlar memur, asker, subay değil muhtar bile olamasa... Müslümanlar bu derece hür, bu derece güçlü olsa...

O ülkedeki Müslümanlar hiç bir sıkıntı, baskı,zorlama ve tehlike altında kalmadan İslami inançlarının ve ibadetlerinin TAMAMINI, istedikleri her zaman ve mekanda açıklayabilse, savunabilse ve uygulayabilse...

İşte orası bile darül islamdır.
İslam devletidir. 

Tam tersi de geçerlidir.

Yüzde birlik gayri müslim nüfus, yüzde doksan dokuz müslümanarı yenip idareyi ellerine almış ve İslami tamamen ya da kısmen yasaklamış olabilirler. İşte orası da darül harptir. 
Zaten bir ülkenin darül harp ya da darül islam oluşunda İmameyne göre(İmamı Azam'ın müctehid iki talebesine göre) sadece şeriatın tatbik edilip edilmediğine bakılır. Başka bir şeye bakılmaz.

Bir ülkenin darül islam ya da darül harp olması hususunda nüfusa bakılmaz. 
O ülkede camilere ve minarelere ve ezana izin verilmiş mi, verilmiş ise ne kadar verilmiş "Almanya'da da verilmiş ama Türkiye'de daha bir başka verilmiş canım" diye ahmakça bakış açılarına girilmez. 
"Eman" sadece kısmi hürriyet demek değildir. 
Eman varsa, İslam'ın her inanç maddesine ve her ibadet şekline vardır. 
Öyle ya eman varsa İslami idare vardır.

İslami idare varsa ve müslümanlar hakim iseler neden bir kısım İslami esaslara serbestlik, bir kısmına ise yasak uygulasınlar?

Hadis-i şerifin ifadesi ile;
"Allah bu ümmeti, ağzı cerbezeli laf yapan münafık din alimlerinin şerlerinden muhafaza buyursun"

Mehmet Fahri Sertkaya
Dünya'da Hiçbir İslam Devleti Yok, darü'l-harb, darü'l-islâm, İslâm, dünya, world, süleymanlı


DÜNYADA HİÇBİR İSLAM DEVLETİ YOK!

Vatandaşının yarısı bile Müslüman olan bir ülkede bir genel kurmay başkanı çıkıp da, laiklik adına, Hristiyanlık adına v.s. adına darbe yapamaz. Es kaza yaptı diyelim, bu darbeyi ayakta tutamaz.

Nüfusunun yarısı bile Müslüman olan bir ülkede her caddede onlarca güzellik merkezi, tekel büfe, toto-loto bayii olamaz.

Nüfusunun yarısı bile Müslüman olan bir ülkede gencecik kızlar neredeyse çırılçıplak gezemez. TV'ler, gazeteler ve dergiler o derecede müstehcen olamaz.
Nüfusunun yarısı bile Müslüman olan bir ülkede genel evler resmen faaliyet gösteremez. Kaldı ki bunlardan vergi almayı kimse teklif bile edemez. Vergi madalyası takmak mı? Onu yapmak isteyeni o milletin elinden kimse kurtaramaz.

Nüfusunun yarısı bile Müslüman olan bir ülkede kamu kurumlarında İslam'ın en temel/en meşhur emirlerinden biri olan başörtüsü yasaklanamaz. Kadın erkek memurlar ve memureler bir arada, tesettürsüz ve birbirlerine çok yakın olablecekleri şekilde çalıştırılamaz. Liseler, üniverstiler bu derece iğrençleşemez. Kantinlerde kılıf ve doğum kontrol hapı satılamaz. Üç beş zibidi ekranlara çıkıp hemen her gün başörtüsüne dil uzatamaz.

Nüfusunun yarısı bile Müslüman olan bir ülkede Müslümanlar öşrün, fıkhın, şeriatın, muamelatın ne olduğunu, İslam'ın miras hukukunu olsun bilip tatbik ederler. Bunların bile bilinmediği ve duyulmadığı bir ülkede nüfusun yarısı bile Müslüman değildir. Eğer nüfusun yarısı bile Müslüman olsa, o ülkede İslam'ın hükümleri tam olarak tatbik edilemese de en azından tam olarak bilinir ve nüfusun yarısını temsil eden Müslümanlar her gün her gece bu hükümleri tatbik etmek için neler yapmaları gerektiğine bakarlar. Böyle gayret gösterirler.
Şayet bir ülkede nüfusun yarısı bile Müslüman olsa, bunlar emr-i bil ma'ruf ve nehy-i anil münker farzını eda etseler, İslam'ın emir ettiği cihad farzını yerine getirseler o ülke süt liman olur. Nüfusun geriye kalan diğer yarısı gönül rızası ile Müslümanların idaresine ve İslam idaresine girerler.

İşte Nüfusunun yarısı bile Müslüman olmayan bir ülkede bir veya bir kaç siyasi parti ya da cemiyet, kendilerini on numara Müslüman zan edip her meselede cehaletleri ve kuru akıl ve mantıkları ile yüz binlerce müslümanı peşlerinden sürüklerler ve darül harp denen şeyin kelime manasını bile doğru düzgün bilmezlerse orası tam anlamı ile ŞENLİK olur.. EVLERE ŞENLİK OLUR... Onlarca yıl geçer, siyasi liderler göçer gider ama İslam davası ve Müslümanlar yerlerinde sayarlar.

Yerden bitme bir zibidi askerin başına geçip bütün müslümanların dini ile dalga geçer, namlunun ucunu birazcık gösterir ve meydandan ilk önce Müslüman(!) siyasi liderler kaçarlar.

Dünyanın hiçbir yerinde hiçbir İslam devleti yok. Bu kafayla da bir yüz elli sene daha olmaz. Artık siyasal islam denen kokuşmuş akımdan ve kendini bu millete büyük kurtarıcı gibi tanıtmış çapsızlardan, cahillerden davamızı kurtarma vakti. Alimlere tabi olma vakti.


Mehmet Fahri Sertkaya
,Nurculuk, said nursi, İslâm, süleymanlı, süleyman hilmi tunahan, mehmet emre, hatıratım, fazilet, Cumhuriyet tarihi, Osmanlı tarihi,
Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri.
,Nurculuk, said nursi, İslâm, süleymanlı, süleyman hilmi tunahan, mehmet emre, hatıratım, fazilet, Cumhuriyet tarihi, Osmanlı tarihi,
Karacaahmet

,Nurculuk, said nursi, İslâm, süleymanlı, süleyman hilmi tunahan, mehmet emre, hatıratım, fazilet, Cumhuriyet tarihi, Osmanlı tarihi,
Mehmet Emre (Hatıratım)Hatıratta gerçek dışı beyanlar ve uydurma hatıralar var.



ŞU TİPİK BİR NURCU UYDURMADIR:

"Bazı kimseler Bediüzzaman Said Nursi aleyhinde neşriyatta bulunuyorlardı.Onların tesirinde kalarak Şeyh Süleyman efendi hazretlerine "Biz Said Nursi'yi nasıl bileceğiz?" diye sordum. "Bu Bediüzzaman hazretleri Türkiye'de en sevdiğim zattır" dediler.

ŞU DA İSPATLI BİR GERÇEKTİR.

Said-i Nursi'nin çeşitli masonik ve misyoner yapılanmaları tarafından bir piyon olarak oynatılan yarı deli, git gel akıllı biri olduğunu bilen Süleyman Efendi (k.s.) o odaklarla onların usulüne/taktiğine göre mücadele etmekteydi ve bu nedenle ilm-i siyaset gereği Said'e birden bitirici bir tavır koymamış ve elinin tersini göstermemişti.
Dönen dolaplardan habersizmiş gibi hareket edip, elden geldiğince bu pusulara/ihanetlere mani olmaya çalışmıştı. Ama yine de adil şahitler ile ispat edilebiliyor ki Süleyman Efendi hiçbir zaman Said-i Nursi denen sahtekarı metheden bir söz söylemedi.
İstanbul'da kendi talebelerinin yanında, Said-i Nursi'yi (ki Said'in de yanında sözde talebeleri varken) bir sokak serserisini azarlar gibi azarlayıp bir de "yalancılık" yakıştırması yaptığının adil şahitleri ve ispatları mevcuttur.

Süleyman Efendi oyun içinde oyun kurmuş, "Nurculuk" diye yepyeni ve aldatıcı bir akım kurmak isteyen Siyonist+Sabetayist+Mason teşkilatı+ABD ile İngiliz istihbaratından oluşan derin odağa karşı taktik hareketler sergilemiştir. Kör kütük cahilin biri olan Said'i, oynanan oyunlar neticesinde alim, davanın çilesini çekmiş mücahid biri zan eden samimi müslüman gençleri, onların elinden mümkün olduğunca almak gayreti gütmüştür.
Said'den de "Bana talebe göndereceksin" diyerek söz almış ama yüzlerce defa yalan söylediği ve söz verip sözünü tutmadığı, cuma namazlarına bile gitmediği, mensubu olduğunu iddia ettiği Şafii mezhebinin temel meselelerini bile bilmediği, medrese eğitimine ancak doksan gün dayanıp kaçtığı, her nerede İngiliz casusu, hilafet düşmanı ve mason biri varsa onlarla sıkı dost olduğu ispat edilebilen Said Okur(gerçek soyadı okur'dur) bu sözünü de tutmamıştır.

Allah'ın takdiri olarak İstanbu'da bir köşe başında Süleyman Efendi ile Said sahtekarı karşılaşmış, birden karşısında Süleyman Efendi'yi ve talebelerini gören Said, yanındaki kendi talebelerini de geriye döndürüp usulünce kaçmak gayreti göstermiştir. Süleyman Efendi de yanındaki talebelerine "Biraz hızlanalım" buyurmuş, usul usul kaçmakta olan Said'e yetişip bastonunun tersini bir ayağına takmak sureti ile durdurmuş ve sokak ortasında yüzüne karşı "Yine söz verdin. Yine sözünü tutmadın" deyip yüksek bir ses tonu ile ve gayet sert ve şiddetli şekilde azarlamıştır.
Hal böyle olduğu halde şakirtler onlarca yıldır hatıra üstüne hatıra uydurmuşlardır. 

BUNU BİLMENİZ ÇOK ÖNEMLİ

Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin talebelerinden Mehmet Emre, 2001 yılında olması gerek, bir hatırat yayınladı. Bu hatırata merkezimiz tarafından şiddetli tepki gösterildi. Fazilet'te satılmasına bile izin verilmedi. Her sorana "Tasvip etmiyoruz. Satmıyoruz." denildi. Zira hatıratta gerçek dışı beyanlar ve uydurma hatıralar vardı.
Süleyman Efendi hazretleri ile masonların ve misyonerlerin kuklası Said-i Nursi'nin çok samimi oldukları ve birbirlerini Allah dostu ve muteber kişiler olarak gördüklerine dair de uydurma hatıralar vardı. Daha sonraki süreçte bu uydurma hatıralar şakirtler tarafından da ısrarla yayılıp duyuruldu. Halen de yayınlanıyor.

İyice bilinmeli ki, peygamberimizin sahabesi iken nefsinin eline düşüp küfür üzere vefat edenler bile oldu. Bu dünya imtihan dünyası ve kıyamete kadar, mesafe alıp yükselmiş kişiler de düşecekler. Onların imtihanı bizlerin imtihanı gibi olmadığından onların düşmesi bizlerin düşmesinden de daha kolay kabullenilebilmesi gereken bir husus olmalı.

Mehmet Emre bu itaatsiz ve istikatmesiz halini düzeltmedi. Yaptıklarından pişman olmadı. Merkezimizle ve gerçeklerle arasını tekrar bulmadı ve bu hal üzere iken eceli geldi. Burada M. Emre küfür üzere vefat etti demiyorum. Kimse heyecan yapmasın. Olmadık şekilde anlamasın. Ama "Emirine itaatsiz iken ölenler cahiliye ölümü ile ölürler." şeklindeki hadisi de kimse es geçmesin.

"Yeryüzüne dört kişi sahip olmuştur. İkisi mü'min ikisi kafirdir. Mü'minler Zülkarneyn(a.s.) ve Süleyman (a.s.), kafirler ise Nemrud ve Bahtu'n Nasr'dır. Beşinci olarak ehli beytimden birisi (Hz. Mehdi) gelecek ve o da dünyaya sahip olacaktır."

DÜNYA ÇAPINDA DEVLET KURMUŞ DÖRT KİŞİ VE HZ. MEHDİ'NİN BÜYÜK YARDIMCISI OLAN TÜRKLER

"Yeryüzüne dört kişi sahip olmuştur. İkisi mü'min ikisi kafirdir. Mü'minler Zülkarneyn (a.s.) ve Süleyman (a.s.), kafirler ise Nemrud ve Bahtu'n Nasr'dır. Beşinci olarak ehli beytimden birisi (Hz. Mehdi) gelecek ve o da dünyaya sahip olacaktır."
| Hadis-i Şerif, Ebu'l Ferec İbni Cevzi

Zülkarneyn (a.s.) Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen 28 kişiden biridir. Bunlardan 25'i kesinlikle peygamberdir ama Üzeyir, Lokman ve Zülkarneyn (a.s.) in peygamber mi yoksa büyük Allah dostları mı oldukları bilinmemektedir. Hz. Zülkarneyn'e dünya çapında hakim tek bir İslam devleti nimeti verilmiştir. Dünyevi ilimlerde de çok yüksek bir derece verilmiştir. O zamanda dünya üzerinde aynı bu zamanda olduğu gibi yüksek teknoloji çağı vardı. Zülkarneyn (a.s.)'ın en büyük yardımcıları Türk kavmi idi. Ye'cüc ve Me'cüc isimli iki uzaylı ve kafir kavme Hz. Zülkarneyn devrinde set çekildi.

Süleyman (a.s.) ben-i İsrail'den/Yahudi kavminden bir peygamber idi. O zamanın Müslüman Yahudilerine peygamberlik ederdi. Onun zamanında da çok yüksek teknoloji vardı ki, şu günümüzdekinden bile çok ileri idi. Süleyman a.s. bir gecede 300 bin kişilik ordusunu bir yerden başka bir bölgeye havadan uçaklarla naklederdi. "Emrine rüzgarı verdik" buyrulmasının sırrı budur. Hayvanlar dahil bütün mahlukatın dilini bilirdi. Dünyada daha önce yaşanan teknoloji çağına Süleyman peygamber zamanında son verilmiştir. İnsanların teknolojiyi hayra değil de hep şerre kullanmasına Hz. Allah gadaplanmış ve teknolojiyi bir anda dünyadan kaldırmıştır. Buna da Süleyman a.s.'ın veziri Asaf'ı vesile etmiştir. Çok büyük ilim sahibi olan ve Kur'an'da ismi açıkça verilmeden kendisinden bahsedilen vezir Asaf'ın nasıl bir sebebe uyarak bir anda yeryüzünden fen ilimlerini ve teknolojiyi kaldırdığı çözülememiş bir sırdır.

Nemrud çingene idi. Küfür, isyan, sapkınlık üzerine yaşanılan bir devleti vardı ki bu devleti dünyaya hakim olmuştu.

Yeryüzüne hakim olan dört kişiden bir diğeri de Bahtu'n Nasr, diğer adı ile Nabukednazar'dır. Babil Krallığının en meşhur hükümdarı idi ve ateşe tapardı.

Gelelim beşinci kişi olan Hz. Mehdiye... Onun hakkında hadislerde verilen malumatlardan anlaşılıyor ki ona da çok büyük bir manevi tasarruf verileceği gibi, fenden, teknolojiden de çok büyük nasip verilecek. Onun zamanında da dünya çapında hakim bir İslam devleti kurulacak. Hz. Zülkarneyn devrinde olduğu gibi Hz. Mehdinin de en büyük yardımcıları Müslüman Türkler olacak. Yine o devirde olduğu gibi hz. Mehdi devrinde de başka gezegenler feht edilecek. Önlerine kurulan set yıkılınca dünyaya gelip saldıracak Ye'cüc ve Me'cüc ile savaşılacak. Bu dönemde Müslümanların başında yeniden yeryüzüne indirilen Hz. İsa olacak.

YE'CÜC ve ME'CÜC KİMLERİ ÖLDÜRECEK

Ye'cüc ve Me'cüc isimli, uzaydaki başka bir gezegenden gelen ve kafir olan iki farklı insan ırkı, Hz. İsa'nın yeniden yer yüzüne indirildiği ve Müslümanlara idarecilik yaptığı bir dönemde dünyamıza gelecekler ve ihlaslı müslümanlar İsa a.s. birlikte Tur dağına sığındıklarında, dünyadaki iki ayaklı taşları kırıp geçecekler. Sonra da kendileri helak olacaklar.

Zeynep (radiyallahü anha)'dan rivayet edilmiştir. Dedi ki:
Rasulullah (s.a.v.) yüzü kızarmış olarak ve "La ilahe illallah" diyerek uykudan uyandı. Bunu üç kere tekrarladı. "Yaklaşan bir bela yüzünden Arapların vay haline! Bu gün Ye'cüc ve Me'cüc seddinden şu kadar (bir delik) açıldı." Buyurdu. (Şu kadar derken) Başparmak ile şehadet parmağını daire şeklinde bağladı. Zeynep şöyle devam etti:
"Ya Rasulallah! Aramızda salih kişiler olduğu halde yine de kırılır mıyız?" dedim. Rasul-i Ekrem: "Evet! Çirkin haller çoğalırsa" buyurdular.
| Hadis-i Şerif, Tirmizi

"İnsanlar, Ye'cüc ve Me'cüc (dünyamızdan) çıktıktan sonra (İsa aleyhisselam liderliğinde sığındıkları Tur dağından ayrılıp normal hayatlarına geri dönerler) hacca da giderler, umre de yaparlar, hurma da yetiştirirler. "
| Hadis-i Şerif, Ramuzu'l Ehadis

"(Dünya insanlarının kafirleri Ye'cüc ve Me'cüc tarafından kırıldıktan sonra) Müslümanlar (sığındıkları Tur dağından ayrılıp normal hayatlarına dönecek ve ) onların (Ye'cüc ve Me'cüc'ün) silahlarının kılıflarını, yaylarını, kalkanlarını, oklarını yedi sene yakacaklar."
| Hadis-i Şerif, Taberani

O Ye'cüc ve Me'cüc'ün arkasından (başka gezegenlerden) üç ümmet daha olacaktır. Te'vil, Te'ris ve Mensek"
| Hadis-i Şerif, Taberani


Samimiyetsizler (Ömer Akdağ), ömer akdağ, AKP, İç siyaset, süleymanlı, samimiyetsizler, İslâm,
Ömer Akdağ

Samimiyetsizler (Ömer Akdağ), ömer akdağ, AKP, İç siyaset, süleymanlı, samimiyetsizler, İslâm,
Ömer Akdağ
Samimiyetsizler (Ömer Akdağ), ömer akdağ, AKP, İç siyaset, süleymanlı, samimiyetsizler, İslâm,
Ömer Akdağ



Birkaç haftadır Akademi ve mfs hakkında, takipçilerime özel mesajlar göndererek, iftiralara ve fitne çıkartmaya varan yalan dolan dolu ve art niyetli ve samimiyetsizce hareketler sergileyen bu şahsa, bu sözde kardeşimize, az önce ağzının payını verdim.

Öylesine basitçe ve tutarsız hareket ediyorlar ve öylesine ahmakça bir hareket tarzı ile beni kaçak güreşen biri göstermek gayretinde hareket ediyorlar ki, kendisini tespit edip, yeterli ispatı elde edip, telefonunu da temin edip bir anda arayınca, dut yemiş bülbüllere dönüyorlar. Halbuki yıllardır itine kopuğuna, müptezeline casusuna her istediğinde adresimi ve kimlik bilgilerimi veren hatta gerekli görürse sayfada herkesin önünde yazan benim...

Görüşmenin başında ayrı, ortasında ayrı ve sonunda ayrı bir kişiliğe bürünüp birbirini yalanlayan açıklamaları bir kaç dakika içinde yapıp bu yalanlara sığınmak zorunda kalıyorlar. O an, ispatlı gerçekler karşısında, dünyanın en aciz ve en haksız insanı olduklarını gördükleri halde, görüşmeden sonra olsun bir nefis muhasebesi yapıp bu kadar çürük yalanlara dayanan mücadelelerinden vazgeçmiyorlar.

Akademi'yi soruyorsun, bilmiyorum diyor. Mfs'yim diyorsun bilmezden/tanımazdan geliyor. "Kaç haftadır çıkarttığın fitne yetti artık" diyorsun öyle bir şey yapmadım diyor. Sadece iki dakika sonra da hem Akademi'yi hem mfs'yi tanıdığını takip ettiğini, takipçilerime özelden mesaj gönderdiğini kabul ediyor. Etmek zorunda kalıyor çünkü mesaj attığı kişilerin isimlerini veriyorum. Aciz kalıyor. Yoksa son nefesine kadar inkar edecek.

Alem biliyor ki benim adım Tatar Ramazan filan değil, mfs... Ben çizgifilm ya da film karakteri değilim. Adım belli, adresim belli, duruşum belli, iznim belli, büyük bildiklerim ve ezip geçtiklerim belli ve hiç kimseyi de tehdit etmem. Sadece hesabını sorar hakkımı alırım. Ortada bir hiç gibi bırakırım. Zerre şahsiyeti olan da düştüğü bu halden sonra adamım diye meydanda duramaz.

Diğer fitnecileri de tek tek fitnelerinde boğup rezil etmeye ve zararlarına mani olmaya devam edeceğim. Münasip gördüklerimi de buralarda paylaşıp sizlere duyuracağım. İçimizdeki sözde kardeşlere karşı olan mücadelem ve hışmım, kimliği açık ve davasında samimi hasımlarıma karşı olandan her ama her zaman kat be kat fazla olacak.

Bu müfteri ile aynı arkadaş listesinde bulunmaya tahammül edebilip de benim listemde de kalmaya çalışanları listemden çıkartacağım. Ben burada evcilik oyunu oynamıyorum.


AKP, İslâm, İç siyaset, salim dağ, süleymanlı,
7 Haziran 2015 seçimlerinde, yaptığı binlerce seçim hilesine rağmen yüzde kırk oy alan AKP'nin, tek başına iktidar olamayacağı meydana çıkınca, yapılan AKP şakşakçlığını, Salim Dağ'ın profilinde görüyorsunuz. 



Büyükleri "hizmet et" diye imkan verip yolunu açmışlar. O ise "zillet etmekte" ısrar ediyor.
Ne kadar vatan haini varsa, bağlı bulunduğu kendi merkezine de muhalif bir tutum sergileyerek savunuyor. Bir bakın profiline... Kaç yıldır takip ediyorum, bir hizmet yapacak diye bekliyorum. Gördüğüm AKP şakşakçılığından başka bir şey değil.

Üstelik profiline paylaşım yaptığı ve takip ettiği sayfalara da bir bakın! Hemen hemen tamamı iktidar yalakası, yalancı, müfteri, dini imanı belirsiz, şahsiyetsiz, kitapsız, münafık tipler. Akademi üzerinden kaç kere atıştığım sayfalar.

Mesela bu ekran görüntüsünde gördüğünüz paylaşımı yapan "yalan yazan tarih utansın" isimli sayfa ve site bile, binlerce, evet abartısız binlerce Akademi yayınının izinsiz ve kaynaksız alıp kendi başarısı gibi paylaşmış, bundan başka da bir başarı sergileyememiş münafıkların sayfası... Diğer sayfaları ile birlikte bu millete, devlete ve dine verdikleri korkunç zarar meydanda. Peki bu Salim Dağ nasıl bir kardeşimiz ve mensubumuzdur ki Akademi'yi her gün görüp durduğu ve okuduğu halde ve yayınları asıl kaynağı Akademi olduğu halde, Akademi'den değil de illa bu münafıklardan paylaşır bu yayınları? Bu samimiyet midir? Bu ihlas mıdır? Bu hizmet adamlığı mıdır? Bu vicdan ve insaf mıdır?

Bir de Akademi'den hırsızlıkla çaldıkları hariç bunca yıldır tarih ve siyaset ve ilim sahasında tek bir başarısı olmayan bu site üzerinden paylaştığı ve yine Akp destekçiliğinde kullandğı paylaşıma bir bakalım da Salim Dağ'ın ne kadar ilim ehli ve ne kadar tarihçi olduğunu da görelim;

1- Midhat paşa, Sultan Abdülhamid Han'ın en büyük düşmanlarından, mason ve ingiliz casusu bir haindi. Osmanlı/Türk bayrağında Hilalin yanına haç koymuş, İslam ordusu olması ve sadece Müslümanlardan oluşması İslam'ın emri olan Osmanlı ordusuna hristiyanları da asker diye almış bir pisliğin tekiydi.

2- Midhat paşa, idam cezasına çarptırıldığı halde, devlet başkanının af yetkisi ile sultan Hamid tarafından idam cezası sürgüne ve hapis cezasına çevrilmişti. Ve zindanda iken öldürülmüştü. Bu Sultan Hamid'in sayısız taktiklerinden biriydi. Doğrudan, hak ettiği üzere ipe göndermesi İngiltere başta olmak üzere batılı devletlere bir rest gibi olacak ve gereksiz gerginlikler olacaktı. Bu şekilde sessizce imha edildi.

3- Bu anlattıklarımdan da anlaşılıyor ki Midhat paşa Abdülhamid Han'dan çok önce öldü, paylaşımda iddia edildiği gibi şeyler yaşanmadı ve bu paylaşım tipik bir İslamcı ve AKP şakşakcısı uydurması... Temel tarih bilgisine sahip biri bile böyle bir uydurmaya inanmaz. Her şeyi gibi tarihçiliği de şekilden/görünüşten ibaret olanlar müstesna...

Ve bizim yolumuzda bunlara müsaade edilmeyecek. Mühletleri doldukça yolumuzdan kovulanların devam edeceğini görmeye devam edeceksiniz. Tıpkı Abdülhamid hanın yaptığı gibi tam yerinde, zamanında ve yüksek bir siyaset ile tekme konulacak yine bunlara...



(Merhum) Kemal Kaçar Röpartajı, Siyâset, İslâm, Târih, kemal kaçar, meşrutiyet, süleyman hilmi tunahan, süleymanlı

(Merhum) Kemal Kaçar Röpartajı, Siyâset, İslâm, Târih, kemal kaçar, meşrutiyet, süleyman hilmi tunahan, süleymanlı

(Merhum) Kemal Kaçar Röpartajı, Siyâset, İslâm, Târih, kemal kaçar, meşrutiyet, süleyman hilmi tunahan, süleymanlı

(Merhum) Kemal Kaçar Röpartajı, Siyâset, İslâm, Târih, kemal kaçar, meşrutiyet, süleyman hilmi tunahan, süleymanlı

(Merhum) Kemal Kaçar Röpartajı, Siyâset, İslâm, Târih, kemal kaçar, meşrutiyet, süleyman hilmi tunahan, süleymanlı

(Merhum) Kemal Kaçar Röpartajı, Siyâset, İslâm, Târih, kemal kaçar, meşrutiyet, süleyman hilmi tunahan, süleymanlı
(Merhum) Kemal Kaçar Röpartajı.
Tercüman, Kemal KAÇAR'a sorulmayanları sordu
Süleymancılar cevaplıyor (Aralık 1989)

Nazlı ILICAK'ın kaleminden

Kemal Kaçar, Süleymancılar'ın Sultan Abdülhamit yanlısı olduklarını açıkladı.

"Süleyman Efendi Meşrutiyet'e karşıydı...''

Süleymancılar'ın lideri Kemal Kaçar'la uzun yıllardır tanışırız. Gazeteci sıfatımızla Strasbourg'da Avrupa Konseyi toplantılarını takip ederken, bazı kimseler onu uzaktan göstererek "Çok önemli biridir' dediler kendi halinde, halim selim, terbiyeli bir insandı. Ehemmiyetinin nereden geldiğini hemen anlayamadım. O zamanlar, "Süleymancılar' hakkındaki sözler pek yaygın değildi.

Kemal Kaçar'la dostluğumuz, uzun seneler devam etti. Gazetelerde onun için yazılanları okudukça hayrete düşüyordum. Çok medeni bir hali vardı. Nezaketi ve davranışlarıyla tam bir eski İstanbul efendisi idi Kaçar ın birçok görüşünü paylaşmak bizim için elbette mümkün değil. Ama karşılıklı hoşgörü havası içinde, zaman zaman beraber olduk, konuştuk, tartıştık. Kaçar, güven beslediği ve düşüncelerini çarpıtmayacağımızı bildiği için, bize bu mülâkatı vermeyi kabul etti. Kaçar'ın liderliğini yaptığı Süleymancılar'ın, inançlarını, Atatürk ve Cumhuriyet rejimi üzerindeki düşüncelerini, hangi amaç uğruna mücadele ettiklerini bu yazı dizisinde öğreneceksiniz. Onlara kızabilir veyahut görüşlerine katılabilirsiniz. Biz gazeteciliğin objektif ölçüleri içinde gündemde olan sıcak bir konuyu sizlere sunmakla yetiniyoruz:

Soru: Sayın Kemal Kaçar, kamuoyunda sizin grubunuza "Süleymancılar'' adı veriliyor. Bu ismi benimsemediğinizi ve yayınlarınızda daima tırnak içinde kullandığınızı biliyoruz Ama mademki kamuoyuna mal olmuş, biz de sütunlarımızda sizden "Süleymancılar'' olarak söz edeceğiz. Nedir bu Süleymancılık? Süleymancılık adını benimsemediğinize göre, cemaatiniza siz ne ad veriyorsunuz? Süleymancılık bir din midir? Bir mezhep midir? Yoksa bir tarikat midir? 

Kaçar: Bizim Süleymancı" adını kullanmadığımız ve tasvip etmediğimiz doğru. Bizim arkadaşlarımız, kendilerine Süleyman Efendi'nin Talebeleri" denilmesini uygun bulurlar.

Süleyman Efendi'nin talebeleri, tam manasiyle katiksiz ve tavizsiz İSLAM" dinine bağlıdırlar, yani Müslümandırlar. Bu sebeple Süleymancılık diye bir din asla bahis mevzuu değildir

Süleymancılar'' itikatta ve amelde Sünni mezhebe tam bağlıdırlar. Amelde çok büyük ekseriyetle Hanefi" mezhebine, yani İmam-I Azam Ebu Hanife Numan bin Sabit hazretlerine bağlıdırlar. İtikat bahsinde de İmam Ebu Mansuru Maturidi hazretlerine bağlıdırlar. Şu halde Süleymancılık, bir mezhep de değildir. Türkler'in gerek Selçuklu devrinde, gerek Osmanlılar devrinde tabi oldukları "Sünni'' mezhebe bağlıdırlar

Süleyman Efendi, kendisi şahsen "Nakşi" idi ve Nakşiliğin hicri ikinci bin yıllarındaki en büyük mümessili olan İmam- Rabbani Ahmed- i Faruk-ı Serhendi hazretlerine ruhani nisbetle (x) bağlı idi. Şu halde "Süleymancılık'' diye Süleyman Efendi'nin icad ettiği, kendine göre esaslarını vaz ettiği bir tarikat da mevcut değildir

Soru: Meydan Larousse'da Süleymancılık bahsinde bazı iddialar mevcut

Kaçar: Meydan Larousse daki "Nakşibendi tarikatının bütün düşünce ve inançlarını olduğu gibi benimseyen Süleymancılığın esası ibâdettir. Nakşibendi tarikatına göre bütün gerçeklerin kaynağı Kurân'dir

"İnsan her davranışında Kur'ân hükümlerine, sünni inançlarına bağlı kalmalıdır' cümleleri aynen hakikati ifade etmekle beraber, bundan sonraki Süleymancılık Kuran dışında hiçbir kanun ve kural tanımaz. Devlet yönetimi, mahkemeler ve bütün devlet kurumları Kur'ân hükümlerine göre düzenlenmeli, kadınlar Kur'ân'dan başka bir şey okumamalıdır. Nikâh şeriat kurallarına göre olmalı, yeni harfler ve şapka atılmalıdır. şer'i bir yönetim kurulması için çalışan Süleymancılık, özellikle 1950'den sonra Anadolu'nun batı illerinde daha çok göçmenler arasında yayıldı" cümleleri tamamiyle hakikate ters düşmektedir. Halbuki Meydan Larousse, ilmi bir eser olduğun- dan objektif davranması icab ederdi.

Soru: Tarikatler daha sonra bir çok kollara ayrılmışlar. Her kol da onun kurucusu ile anılmış. Öyleyse siz niye "Süleymancı" sözünden bu kadar rahatsız oluyorsunuz?

Kaçar: Bu suale, yukarıda verilen izahlar muvacehesinde tekrar cevaba lüzum olmasa gerek..

Soru: Yanlış bilmiyorsam, tarikatlerin kendine göre usulleri var. Mesela şeyh öldüğünde onun yerine halifesi geçer. Süleyman Efendi'nin halifesi kim? Siz mi onun yerine geçtiniz? Nasıl?

Kaçar: Süleyman Efendi'nin kendisinin meşreben Nakşi olduğunu fakat kendisinden sonra onun yerine herhangi birisinin geçecek tarzda faaliyeti olmadığını kat'ı şekilde beyan etmiş idik. Nitekim, benim herhangi bir irşat postunda olmadığımı cümle âlem hatta Mısır'daki sağır sultan bile bilir.

Soru: Müsaade ederseniz biraz da, sizlere bu sıfatın verilmesine sebep olan kayınpederiniz Süleyman Efendi'den sözedelim. Süleyman Efendi'nin babasının adı ne, nasıl bir tahsil görmüştü?

Kaçar: Süleyman Efendi'nin pederinin ismi, Osman'dı. Osman Efendi İstanbul'da tahsil hayatını sürdürürken, bir rüya görmüş. Bu rüyada vücudundan bir parça kopuyor, göğe çıkıp parlıyor ve ortalığı aydınlatıyormuş. Tabii bu bir rüya rivâyetidir. İnanan olur inanmayan olur.

Soru: Bu rüya Osman Efendi'den mi menkul? 

Kaçar: Ben Süleyman Efendi'den dinledim. Benim gibi birçok arkadaşım da duydu.

Soru: Bu rüyadan sonra ne olmuş?

Kaçar: Osman Efendi memleketine dönüp evlenmiş. Dünyaya gelen çocuklarının içinde hangisi o vasifta diye merak edermiş. Kayınpeder merhum biraz yetiştiği zaman, onda muşahede ettiği hallerden rüyasında gördüğü Işığın o olduğu kanaatine varmış.

Soru: Meselâ ne gibi halleri oluyormuş?

Kaçar: Meselâ çocuğunu dersiâm olmak üzere yetişmesi için Bafralı Hamdi Efendi'nin rahle-i tedrisine veriyor. Dersiâm tâbiri umûmi müderris mânâsina en yüksek rütbedir ilmi rütbeler içinde. Yani icazet verebilir. Kendisi de talebe okutur Hamdi Efendi, Süleyman Efendi'nin hem aklını, hem de derslerini öğrenme hususundaki kabiliyetini takdir ediyor. O zamanın medrese muhitlerinde, "Zeki bir çocuk, yetişirse iyi bir âlim olacak" deniliyor. Aynı zamanda Süleyman Efendi'nin bir de sofuluk tarafı, müteşerri bir hali var. Namazlarını kaçırmamaya dikkat ediyor. Orucuna, Allah'ın emrettiği şeylere itina gösteriyor, nehyettiği yapma dediği şeylerden sakınıyor. Ayrıca, gerek hocaları ve arkadaşları, gerek babası, ahlâki vasıflarında bir üstünlük bulunduğunu müşahede ediyorlar Süleyman Efendi'yi bir müddet pederi okutmuş. Pederi Osman Efendi Silistre'de Satırlı Medresesi'nde müderrişmiş. Sonra Süleyman Efendi İstanbul'a gelmiş. O sıralarda senede bir veyahut iki senede bir, memlekete, ailesini ziyarete gidermiş. Pederi Osman Efendi, oğluna çok itina eder o içeriye girdiğinde ayağa kalkar ve "Buyrun Süleyman Efendi oğlum" dermiş. Kayınpeder de, bundan çok ezâ duyarmış. Babasının meşgul olduğu ani yakalayıp, mesela kahve yapmak için mangala cezve sürdüğünde, arkası dönükken, odaya hissettirmeden girermiş. Babasını, ayağı kaldırmak zahmetine, külfetine sokmamak istermiş.

Soru: Süleyman Efendi'nin pederi de dindar bir kimse miymiş? 

Kaçar: Müderris, medrese hocası, dersiâm.

Soru: Süleyman Efendi'nin lstanbul'daki tahsil yılları hangi yıllar oluyor? 

Kaçar: Abdülhamid devri.

Soru: Bazı ülemâ-ki bunların içerisinde Saidi Nursi de var. Meşru tiyet'i aktif bir biçimde destekledi. Bazı ulema ise, Sultan Hamid'e sadık kalarak Meşrutiyet karşısında, en azından çekimser bir tavrı benimsediler. Acaba Süleyman Efendi'nin tutumu ne oldu?

Kaçar: Belli bir şey. Sünni bir âlimin ve ilmiyle âmil bir şahsın nasıl olacağı bellidir. Elbette fikren Sultan Abdülhamid tarafını tutacaktır.

Soru: Yani Meşrutiyet'e karşıydı?

Kaçar: Tabii. Çünkü Meşrutiyet demokratik bir hareketten ibaret değildi. Bunu anlamak lâzim. 1908'de Abdülhamid'i tahttan indirdiler. 1910'da Trablusgarp gitti. 1912'de Edirne'den yukarıya doğru bütün Rumeli gitti 1914'te Birinci Cihan Harbi'ne girildi. 1918'de Misak-ı Milli hudutları içinde memleketi kurtarmak için harekete geçildi. Meşrutiyet, Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkmaya yönelik bir hareket. Süleyman Efendi Meşru- tiyet'in arkasından felaket geleceğine inanırdı. Nitekim bu, fiilen tahakkuk etti

Soru: Süleyman Efendi kaç yılına kadar yaşadı 

Kaçar: 1959'un 16 Eylül'ünde vefat etti

Soru: Doğum yılı nedir? 

Kaçar: 1304

Soru: Demek hem İkinci Meşrutiyet'i hem de Cumhuriyet'i gördü. Meşrutiyet'i tasvip etmediğini söylediniz. Ya Cumhuriyet'i nasıl yorumluyordu?

Kaçar: Bunun için Süleyman Efendi'nin İşlâm'a bağlılığı ile Cumhuriyet dönemindeki, inançla, dinle ilgili tatbikata bakmak lâzim.

(x)Ruhâni nisbet, cismani hayatla halen diri olmayan yani, birçok seneler, hatta asırlar evvel olmuş bulunan büyük bir mürşidin ruhaniyyetinin tasarrufu ile irşad olunmaktır.